Bu yazıda yazdığım konuların uzmanı değilim. Ortalama biriyim. Sadece yaşadıklarımı anlatıyorum. Okuyanların bunların uzman görüşü olmadığını ve içinde yanlışlar olabileceğini dikkate alması gerekir.Hikayelerde anlatılan kişiler ve mekanlar benim hayal gücümün eseridir, herhangi bir tarihi belgeye dayanmamaktadır.

Paranın Bini Bir Para

Bundan bir yıl önce, önce Blockchain teknolojisi ile ve daha sonra Bitcoin ve diğerleri ile tanıştım.Her yenilik beni heyecandırmış ve merakımı celbetmiştir.. Blockchainde  de öyle oldu. Satoshi Nakomoto'nun Bitcoin makalesinin bendeki tesiri, sanki Komünist Manifesto gibiydi. Sanki başıma elma düşmüş ve aniden yer çekimini keşfetmiştim. Ve sonuçta kendimi tam olarak kripto dünyasının içinde buldum. Bu dalgalı ve fırtınalı denizde, meraklı bir amatör yüzücü olarak bazen derine dalıyor, bazen kıyıya çıkıp dinleniyorum.

 

Bugün anlı şanlı profesörlerden biri “Sakın yumurta yemeyin !!!” diye avaz avaz bağırırken bir diğeri “ Sakın yumurtayı sofranızdan eksik etmeyin haa !” diye parmak sallıyorsa, kripto dünyası da buna benzer insanlarla doluydu. Uzman kimdi, hangi fikir doğruydu, bunu nasıl anlayacaktım? Bir yazılımcı değildim.Teknik terimler bana ancak bilgi kırıntıları sağlıyordu.

 

Bu karmaşa içinde olan biteni daha iyi kavramak için kendi düşüncelerimi kaleme aldım.

 

Bu yazıyı ileride okuyunca acaba neler düşüneceğim, bu merak şimdiden beni heyecanlandırıyor. Çünkü, Stephen Hawking'in ünlü Zamanın Kısa tarihi adlı kitabına Kark Popper'den alıntıladığı gibi " İyi bir kuram, ilkesel olarak gözlemle aksi kanıtlanabilen veya yanlışlanabilen bir dizi tahmin yapılabilmesi ile karakterize olur. Öngörülerle uyuşan yeni gözlemlerin yapıldığı her durumda kuram ayakta kalır ve ona olan güvenimiz de artar. Ama çelişen yeni bir gözlem bulunduğunda; kuramı terk etmek veya gözden geçirmek zorunda kalırız. İzlenmesi gereken yol bu; ancak elbette gözlemi yapan kişinin yeterliliğini sorgulamamız da her zaman mümkündür. " :)))

- 1 -

GÜNÜMÜZDEN BİNLERCE YIL ÖNCE

 

Binlerce yıl önce Mezopotamya'nın kadim Uruk kentinde yaşayan Utu, hayvancılık ile geçimini sağlıyordu. O tarihlerde henüz Uruk kralı Gılgamış daha yeni hüküm sürmeye başlamıştı. Uruk bin beş yüz kişilik nüfusu ile dünyanın en büyük kentiydi ve bütün dünya Mezopotamya'dan ibaretti.

 

Utu hayvanlarını şehirden 3 saatlik  mesafedeki bir otlakta otlatıyor, akşamları sütlerini sağarak hayvanları etrafı tahta perde ile çevrili ağılına bırakarak geceleri şehre dönüyordu. Her gün onca yolu tepmek, geceleri yegane sermayesi olan hayvanlarını savunmasız olarak ağılda bırakmak onu özellikle geceleri çok huzursuz ediyordu.

 

Bu huzursuz gecelerdi birinde şehirdeki evinin etrafında tavuk yetiştirmeyi hayal etti. Tavuk yetiştirmek  hayvancılıktan  çok daha kolaydı ve daha kârlı olabilirdi. Tavukları geceleri üç saatlik yolda değil, yakınında ve daha emniyetli olacaktı. İnekler için çayır gerekiyordu ama tavuklar için böyle bir gerek yoktu. Arpa ve buğday verip yerine yumurta ve tavuk eti üretebilirdi.

 

Ertesi gün , bu muhteşem hayalin mutluluğu ile kalktı, üç saat  yol alarak ağılına gitti, ama artık kendini zengin hissediyordu. Bu enerjiyle hayvanlarını sağdı ve bir ineği ertesi gün Uruk pazarında tavuklar  ile değiştirmek hedefi ile  Uruk'a doğru yola çıktı. Dönüş yolu daha uzundu çünkü hayvan çoğu zaman problem çıkarıyordu. Ama Utu zengin olma hayalinin verdiği enerjiyle, uzun uğraşlar sonu hava kararmadan hayvanı Uruk’a getirdi ve evinin önüne bağladı. Hiç yorgun değildi.

 

Bir  Sumerlinin  ertesi gün pazara tavuk getireceği hayali ile yattı.

Rüyasında tavuklar, civcivler ve öten horozlar gördü. Her gün kolayca tavukların altından yumurtayı alıp şehirde  evlere dağıtıyordu. Her evden arpa, buğday, yün, kendir alıyordu. Arpa ve buğdayları tavuklara yedirip, yumurtaları tekrar arpa ve buğday ile değiştiriyordu.. Rüyasında zengin olmuştu bile..  

 

Utu sabah, gün doğar doğmaz,  heyecanla hayvanını pazara götürdü..

 

Ne  yazık ki hiçbir Sumerli tavuk getirmemişti! Büyük bir hayal kırıklığına uğramıştı ama direndi. Üstelik o günkü sütü de sağamamış ve ağıldaki hayvanlarının durumundan da habersizdi. Ama olsun, nasıl olsa zengin olacaktı.. Zor bir gece geçirdi, rüyasında çok kötü şeyler görmesine rağmen, ertesi gün hayalinin uğruna, bin bir zahmetle hayvanı tekrar üç  saat mesafedeki ağıla ancak beş saatte geri götürebildi. Neyse ki diğer hayvanlar sapasağlam duruyorlardı. Epeyce rahatladı. En azından bir günlü zarar ile bu durumu atlatmıştı. İçi zengin olma hayaliyle dolup taşıyordu. İlerleyen  günlerde, geceleri hep benzer rüyalar gördü.  Şehirde tavuk yetiştiriyor ve zengin olup rahata eriyordu.

İki hafta sonra  sonra yeni bir  deneme yaptı.

Evet. Evet! Bu defa bir Sumerli, Ninginsidda  pazara tavuk getirmişti. Heyecanla koştu ve, Ninginsiddaya inek ile tavukları takas etmeyi teklif etti. Bu inek çok verimliydi. Günde bir güğüm süt veriyor ve bir süre sonra da eti bile yenebiliyordu. Her sene doğuruyor ve çabucak çoğalabiliyordu. Bir iki sene sabredilirse, on  ineklik bir sürüye sahip olmak işten bile değildi. Kendisi de zaten böyle yaparak bir sürü sahibi olmuştu ve artık biraz rahat etmek istiyordu.

 

Ninginsidda ise pek umursamaz bir tavırla Utu’yu süzerek:

- “Olmaz. Çünkü ben tavuklarımı arpa ile değiştireceğim.

Cevabını vermişti.

 

Utu çok azimli bir Sumerliydi. Onbeş gün sonra bir deneme daha yaptı.

 

Evet, Ninginsidda yine pazarda idi ama , bu defa İnek ile tavuğu değiştirmeye razıydı. Çünkü  inekçilik yapmak üzerinde düşünmüş ve inek yetiştirmenin karlı olabileceğini görmüştü…

 

Uruk kentinin dışından da gelenler vardı.  Bütün Sumerliler buğday ile koyunu, şarap ile yapağıyı kumaş ile arpayı, kesilmiş ve tuzlanmış et ile kuzu postunu ve daha bir çok kıymetli ürünleri takas edebilmek için  için mücadeleye devam ediyorlardı.

 

Pazar yeri çok gürültülüydü.

 

Bu patırtı gürültü arasında haftalardır sessizce dolaşan Dumuzi ise başka bir plan peşindeydi..

Sumerliler arasındaki bu günler süren pazarlıkları kısaltıp, onların  daha çabuk anlaşmasını sağlayarak bundan kazanç elde etmeyi ve zengin olmayı kuruyordu hayalinde. Hatta bunu Ur , Lagaş, Eridu ve hatta Nippur’da da yani bütün dünyada yapmayı planlıyordu. Kafasında muhteşem bir projesi vardı.

 

Dumuzi bu muazzam projesini hayata geçirmek için o gün güzelce hazırlandı, en güzel kıyafetlerini giydi, saçlarını ördü ve pazara doğru yola çıktı. Gözleri pırıl pırıl parlıyordu ve yüzünde hınzırca bir gülümseme vardı. Kendine çok güveniyordu. Altın ile süs eşyaları, tanrı heykelleri  ve totemler yapıyor ve bunları pazarda çeşitli eşyalarla değiştiriyordu. Evi kumaşlar, postlar, geyik boynuzları, arpa, yulaf ve çeşitli tahıllarla doluydu zaten. Ama o bunlarla yetinmiyor, daha çok olsun istiyordu.

 

Geceden hazırlıklarını yapmıştı. Altın madenini işlemede ustalığını konuşturmuş ve yassı silindirler yapmış, onların üzerine çivi ile adını kazımıştı. Çok enteresan ve yepyeni bir projesi vardı.Emin adımlarla pazaryerine yürüdü Dumuzi..

 

Pazar yolunda  haftalardan beri  bir türlü takas yapamayan Utu’ya rastladı. Utu yine dünden ineklerinden birini  şehre getirmiş, şimdi pazara doğru çeke çeke götürüyordu.

 

- Hey Utu, ineğini yine tavuk  ile mi değiştirmek istiyorsun?

 

- Evet Dumuzi, bu dördüncü denemem. Artık yoruldum. Bugün de takas edemezsem vazgeçeceğim.

 

- Utu, sana bir müjde vereyim, bugün senin bu zorluğunu çözeceğim. Bu dostuna güven.. diyerek hızlı adımlarla UTU’yu geçti ve pazaryerine doğru hızla yol aldı.

 

Ninginsidda da  gelmişti pazara .. Ama ; Ninginsidda bir ineğe karşılık ancak 100 tavuk verebilirdi. Fazlası değil.

 

Utu ile Ninginsidda arasındaki pazarlık bir süre devam etti.

Onları uzaktan izleyen Dumuzi  artık zamanı geldiğini düşünerek devreye girdi.

 

- Hey Utu, bugün takasta anlaşamayacaksınız. Sen de çok yoruldun. İstersen İneği burada bana bırak ve işine dön. Merak etme, birdahaki pazarda, olmadı bir sonraki pazarda  200 tavuğun hazır olacak.

Utu:

- Ey akıllı Dumuzi, nasıl olacak bu iş?  

 

İşte o anda Dumuzi dünyanın çehresini değiştirecek olan büyük hamlesini yaptı. Cebinden adı yazılı olan altın yassı silindirlerden iki adet çıkardı ve Utu’ya uzattı.

- Bunları al, ineği bana bırak. Haftaya gelirken bunları getirmeyi unutma sakın!

 

Utu yassı silindirleri aldı, evirdi, çevirdi, üzerindeki yazıyı okudu. Silindirin bir tarafında Dumuzi , diğer tarafında ise Sumer çivi yazısı ile “ 1 “ yazıyordu.

 

Utu çok yorulmuştu. İneği üç saat yola,  ağıla götürmeyi göze alamıyordu artık. Dumuzi’nin teklifini kabul ederek riske girdi. Silindirleri cebine koydu ve eve döndü.

 

 

Bu arada, Ninginsidda da Dumuzi’den bir altın silindir alarak tavukları bırakmış, bir sonraki pazara üç yüz tavuk daha getirmeye söz vermişti.

Pazara Buğday getirip post ile değiştirmeyi uman Duranki de iki silindir alarak buğdaylarını pazaryerinde Dumuzi’ye bırakmıştı.

Mezopotamya

Uruk

Akşam takas yapmayı başaramayan  birçok Sumerli, özellikle Nippur gibi uzak şehirlerden gelenler   mallarını Dumuzi’ye bırakıp altın silindirlerle evine dönmüştü.

 

Aradan  belli süre geçtiğinde ,  artık bütün dünya yani Ur , Lagaş, Eridu ve hatta Nippur şehirlerinde yaşayan Sumerliler mallarını pazaryerinde Dumuzi’ye bırakıyor, bir sonraki pazarda istediği malı arpa, buğday, koyun, kereste gibi istediği malın kaç altın silindir ettiğini Dumuzi’ye soruyor ve isteyen Sumerli  istediği malı alabiliyordu.

 

Dumuzi işleri kolaylaştırmıştı. Bütün dünya mutluydu…

 

Uruk Kralı Gılgamış olanı biteni öğrendi ve ansızın  pazar yerine geldi. Pazaryerinde çıt çıkmıyordu. Herkes kralın ne yapacağını biraz merak ve biraz da endişeyle izlerken, bir yandan da pazar yerinden sıvışmanın yollarını kollamaya başlamıştı.

 

Uruk Kralı Gılgamış Dumuzi'nin huzuruna getirilmesini emretti. 

Dumuzi yerlere kadar eğilerek Krala saygı selamını vererek boynunu büktü.

 

Gılgamış :  

 

- Hey Dumuzi, bu yaptığın nedir?

 

Dumuzi önce alttan alarak başladı ve yaptığı işi, bu işin Uruka getireceği faydaları Gılgamışa öyle güzel anlattı ki, bir süre sonra  Gılgamışta o sert ve sinirli tavır merak ve ilgiye dönüşmüştü.

Uruk Kralı Gılgamış  Dumuzi’deki vizyondan etkilenmişti. Yüzü gülüyordu.

 

- Hey Dumuzi, bundan böyle altın silindirlere benim adım yazılacak ! Üzerine benim resmim basılacak. Seni ve mallarını burada benim askerlerim koruyacak. Malların beşte biri uruk Kralı Gılgamış hakkı olarak pazarın güney tarafında biriktirilip, her Pazar bitiminde sarayıma getirilecek!

 

İşte, Dumuzi ve Uruk Kralı Gılgamış'ın mutabakatı ile tarihte ilk defa malların değerini ölçme aracı doğmuştu: PARA..

Dumuzi'nin altın silindirleri

Uruk Şehri  Altın Silindir Listesi

 

İlerleyen zamanlarda Dumuzi’nin bu muazzam buluşu Uruk’a büyük zenginlik getirdi. Uruk kralı Gılgamış , altın silindirlerden aldığı güçle Uruk kentinin etrafını duvarlarla çevirdi. Uruk dünyanın en güvenli yeri oldu.

 

Gılgamışın büyük başarılarını anlatan destanlar kil tabletlere çivi ile yazıldı.

Gılgamış Destanı'nın ilk paragrafı şöyle :

Yerin dibindeki suyun kaynağını görenin öyküsünü dinle, yurdum! Dünyada her şeyi bilen adamın adını herkes duysun : onun görmediği hiçbir şey yoktur. Dünyanın bütün bilgeliklerini bilip torunlarına bırakan bir adamdır. Gizleri görüp bunların perdesini yırtan bir adamdır . Tufandan önce olanın haberini getirdi. Uzun yoldan gelip yorgun düştü; ama gücünü yitirmedi. Bütün çektiklerini bir anıt taşına kazıdı. Uruk'un dört bir yanına duvar çektirdi. Kutsal E-anna'nın ve temiz hazinenin duvarına bak! O duvar, didilmiş yünden örülen bir urgan gibidir. Onun kös,şe burçlarını da gözden geçir! Onun eşini hiç kimse yapamaz. Ta öteden beri orada duran taş merdivenden yol alıp İştar'ın oturduğu E-anna tapınağına yaklaş! Sonradan gelen hiçbir kral onun eşini yapmadı. Uruk duvarının üstüne çık ! İleri  yürü! Temeli gözden geçir! Tuğla duvarı incele. Acaba bunun tuğlaları pismiş  midir, değil midir? Temeli yedi bilge kurmamış mıdır? 

Dumuzi de unutulmadı. Gılgamış ile mutabakat sağladığı  aya Dumuzi ayı denildi ve hala öyle anılmaktadır: Temmuz.

 

Binlerce yıl boyunca Dumuzinin icadı bütün dünyada kullanıldı. Bütün Krallar otoritelerinin simgesi olarak Altın ve gümüş sikkeler bastırdı. Altın ve gümüş kralların madeni olarak hala hükmünü sürmeye devam ediyor…

- 2 -

GÜNÜMÜZDEN YÜZLERCE YIL ÖNCE

Giovanni di Bicci de Medici

Dumuzi'nin parayı icat etmesinden ve Uruk Kralı Gılgamışın çağından bu yana binlerce yıl geçmişti.

 

Artık altın sikkeler artık dünyanın her tarafında kullanılıyordu.

 

Dünya Kral Gılgamış zamanında sadece üç-beş şehirden ibaretken şimdi artık çok büyümüştü. İnsanlar çoğalmıştı.

 

Medici Floransa’da yaşayan ama Toskanalı olmayan bir İtalyandı. Mugello vadisinden zengin olma hedefiyle Floransa’ya gelmişti. Floransa'nın en işlek caddesinde banka oturup  “Altın alınır” tabelasını bankın yanına diktiğinde , kimse onun dehasının farkında değildi.

 

Medici, Floransa'lıları  evde altınları saklamanın riskli olduğuna  ikna ediyordu. Eğer altınlarını ona verirlerse, küçük bir komisyon karşılığında emniyetli bir yerde saklayabilirdi. Altın sahipleri de karşılığında , üzerinde altının miktarı ve istenildiği zaman geri verileceği yazılı olan  Giovanni di Bicci de Medici imzalı bir kağıt alacaklar, bu kağıdı çok daha emniyetli bir şekilde saklayabileceklerdi.

 

Bu şekilde hem altını saklama zorluğundan kurtulacaklar ve “Acaba altının yerinde duruyor mu?” “Acaba altınlarımı birileri çalar mı?” gibi endişelerden kurtulacaklar, geceleri rahat rahat karılarıyla birlikte olabileceklerdi.

Kağıtlara bankta yazılmış olmasına atfen “Bank- Note“ başlığı atılmıştı.
Medici bankasında “Bank- Note“ yazıyor

İşte Dünyanın ilk bankası bu  bankta kurulmuştu.

 

Medici’nin banknotları önce Floransaya sonra bütün İtalyaya ve oradan Avrupa ve dünyaya yayıldı.

 

Medicinin dahi buluşu sayesinde dünya ekonomisi canlandı, ticaret kolaylaştı. Hatta denilebilir ki, Rönesans ilk enerjisini Medicilerin banknotları ile sağladı.

Leonardo Da Vinci bile…

- 3 -

GÜNÜMÜZDEN ONLARCA YIL ÖNCE

Medici’nin icadı banknot o günden beri  dünyanın bütün ülkelerinde yüz yıllardır kullanılıyor. Dünya ticaretinin artması ile  önce İngiliz Poundu bütün dünyanın kabul ettiği para birimi olarak yüz yıl kadar görev yaptı.

Bu dönemde  bütün ülkelerin para birimlerinin altın karşılığı olduğu varsayılıyordu.

2. Dünya Savaşının son yıllarında ,1944 yılında ABD de Bretton Woods kasabasında Birleşmiş Milletlere üye olan ülkeler toplandı ve ünlü  Bretton Woods anlaşması imzalandı

Dolar altın karşısında sabitlenmişti.

 

1Ons Altın = 35 USA$

ABD elinde dolar  olan ülkelere diledikleri   zaman doları altınla değiştirmeyi garanti ediyordu. Artık bütün ülkeler rahattı. Kahraman Amerikalılar dünyayı Almanlardan kurtardıkları gibi, artık bütün ülkelerin paralarını da garantiye alıyorlardı.

Uzun boylu, alabros traşlı  Amerikalılar uzaydan yeni inmiş Sumer tanrıları gibiydiler. Jeepleri, Thomsonları hayranlık vericiydi. Onlar çift piştovlu, insanları barbar kızılderililerden koruyan kowboyların, rangerlerin torunlarıydılar. Üstelik ellerinde Hiroşima ve Nagazaki yi bir saniyede yok edebilen tanrısal silahları da vardı.

Bir kaç on yıl bu hayallerle geçti.

 

Diğer ülkeler ne yaşadı bilmiyorum ama , bir dönemi ve (ve tekrarlayan diğer dönemleri) hatırlıyorum. Yeni yetme bir delikanlı olarak hatırladıklarımı ufak bir araştırma ile " uydurma bir hikaye"yi birleştirerek  " kendime " anlattım:

1971 yılında Mart ayında bir askeri ültimatom ile morrison Süleyman devrilmişti. Amerikancı olduğu için ona solcular bu Morrison lakabı takmışlardı. Yerine askerlerin emriyle solcu CHP milletvekili Nihat Erim başkanlığında yeni bir hükumet kurulmuştu. Hükumetin en parlak bakanı olan Atilla Karaosmanoğlu Dünya Bankasından gelmiş ve bakan olmuştu.

 

Türkler Erim hükumetinden mucizeler bekliyorlardı.

 

Karaosmanoğlu hemen bir paket hazırladı ve ABD emanetine verilen altınlarımız karşılığında dolar istedi. Bütün dünya dolar karşılığı altınını isterken, Türkiye, altını karşılığında dolar istiyordu. ABD nin  cevabı ise şöyleydi: :

Çünkü aynı günlerde  daha sonra Watergate skandalı ile ABD başkanlığını bırakmak zorunda kalacak olan  Nixon,  IMF, Dünya Bankası ve Dünya Ticaret Örgütü’nün beraberce imzaladığı ve dünya çapında kabul gören Bretton-Woods sistemine  (ya da altın standardı sistemi)  artık uymayacağını,  artık altın yerine ABD'nin itibarının konacağını açıklamıştı. (15 Ağustos 1971)

Binlerce yıldır insanların değerlerini ölçme aracı olarak kullanılan Altın "tu-kaka" yapılmış ,  altının yerine ABD'nin itibarı konulmuştu.

İtibari  paralar dönemi başlamıştı. Üstelik bunlar rezerv para idi. Bir havuz vardı ve bu havuza ABD gerektiği kadar doları basıp doldurabilecek ve bu havuzdan dünya istediği kadar kullanacaktı. Elbette ki havuzdaki dolarlar karşılığı her ülke, herkes ABD ye bir şeyler verecekti.

Yani artık insanların ürettikleri değerleri karşılığı ABD'nin itibarı olan havuzdaki kağıt dolarlar ölçecekti.

ABD dilediği zaman " I nahh you!  " cevabını vermekte artık özgürdü.

Dünyada üzerinde en çok spekülasyon yapılan şeylerden biri de USD dolarıdır.

Buna şaşırmamak gerektiğini biz Türkler 15 Temmuz 2016 günü tarihin en büyük ihanet ve işgal girişimi ile karşılaştığımızda öğrendik.

 

Hainlerin hepsinin ya üzerinden, ya kasasından  Fetulla'nın onlara güvendiğinin bir  nişanesi olarak F serisinden  bir dolarlıklar çıkıyordu.

4.

GÜNÜMÜZDEN ON YIL ÖNCE

 

1971 den günümüze kadar insanların ürettiği değerleri ABD'nin itibarı ile ölçen "Yersen"

sistemi ile geldik. Bütün dünya boynunu büktü ve bu durumu kabullendi.

İtibari rezerv para dünyayı ilk defa 2008  salladı.

 

Depremin etkisi  etkisi yıkıcı oldu. Ama ABD nin itibari para basma özgürlüğü  bu yıkımı kısmen de olsa  gidermeyi başardı. Trilyon dolar basılıp dağıtılarak depremde yıkılmak üzere olan binalar payandalar ile desteklendi,  binalardaki çatlaklar sıvandı , boyandı, izler kaybedildi. Ve yeni binalar inşa edildi.

 

Depremde çatlayan binalar bir sonraki depremde muhakkak ki yerle bir olacaktı ama, bunu görmeyen veya bunu gördüğü halde bilerek bu sahtekarlığa devam eden dünya yönetenleri  aldırmaz tavırları ile bildiklerini okumaya devam ediyorlardı.

2008 krizinden sonra karşılığı sadece itibar olan paranın ne kadar güvenli olduğu dünyada tartışılmaya başlamıştı. Çok çeşitli fikirler öne sürülüyor, çeşitli gelecek senaryoları yazılıyordu. Dünyada dolara direniş yavaş yavaş güçlenmeye başlamıştı. Dünya üretimini neredeyse tek başına ele geçiren Çin başta olmak üzere hareketlenmeler başlamıştı.

Bu kargaşada kim olduğu bilinmeyen gizemli  bir dâhi ise bir takma adla sessiz sedasız ortaya çıkıyordu. SATOSHİ NAKAMOTO.

 

Gılgamış

Gılgamış Dumuzi’nin altın silindirlerine kendi adının kazınmasını ve kendi resminin çizilmesini talep ettiğinde, bu insanlara takas yerine ticaret imkanı  getirmişti ve kolaylıkla kabul ettiler.

Altın sikkelerin ölçme aracı olarak kullanılması esnasında paranın üzerinde kimin isminin yazdığının pek bir önemi yoktu. Kral değiştiyse, yaşasın yeni Kral.

Paralar eritilip yeniden basılabilirdi.

 

Medici

 

Medici, zamanın değişim aracı olan Altını, “Güven” unsurunu var olması koşuluyla hırsızlıktan koruma imkanı getirmişti. Altın olana  güvenilir bir kayıt: Banknot.

Nixon

Nixon ise elinizdeki banknottaki karşılığında altın verileceği güvencesini ortadan kaldırmış, bunun yerine ABD nin itibarını koymuştu.

 

Artık insanların ürettiği değerleri ABD nin itibarı ölçecekti.

Satoshi

 

Sonra Satoshi ortaya çıktı ve “Güven” ihtiyacını tamamen ortadan kaldırdı. BTC nin yaygınlaşması sorunu kökten çözecekti. Hatta öyle ki, Bitcoin dünyaya refah ve zenginlik getirecekti.

 

Bizler ABD'nin Ali-Cengiz oyunu ile Bitcoin arasında yeni başlayan savaşı izliyoruz.

 

Ali-Cengiz Oyunu için uzman olmayan biri olarak görüşlerimi yazmıştım. İşte burada:

 https://www.erkanince.com/single-post/2018/06/23/Patlamaya-Haz%C4%B1r-N%C3%BCkleer-Bomba )

 

Bu savaş yeni başladı ve üstelik Dünya parasal bir felaketin, büyük bir ekonomik depremin eşiğinde.

Beklenen büyük depremi internetteki haberlerden öğrendim ve ne olup bitttiğini anlamaya çalıştım. Bir amatör olarak ben bile bu büyük tehlikeyi gördüm.

Bu konuda anladıklarımı aşağıdaki linklerde paylaştım:

buraya linkler yazılacak   

Bu depremin kaçınılmaz olduğunu ve  İtibari Rezerv paraların sonunu getireceğini kuş beyinliler bile anlar.

Ama bildiğiniz üzere kuşların da bir beyni var hattizatında.

Son zamanlarda yapılan yeni keşiflerle "Aslında kalın bağırsakların da bir beyin olarak çalıştığı" gösterildi. fakat kalın bağırsakları beyin olarak çalışanların dünyayı yönetenler olduğu henüz ispat edilemedi. Ama karikatürlerde bu konu yer alıyor elbette.

 

 

 

 

 

 

Beklenen büyük depremden sonra ne olacağı hakkında çeşitli görüşler var. Altın, Bitcoin, bir Altcoin,  SDR  veya bilinmeyen herhangi bir şey..

 

Ama şu belli ki, artık kağıt para ve elektronik para dönemi bitmiştir.Yerine mutlaka ağ üzerinde ve kripto ile güvenceye alınmış bir başka şey gelecektir. Belki de The Economist bunun ne olduğunu biliyor. Veya yapılan uzun vadeli planı biliyor.

 

Öyle ya, Zohar 8. cildin 116. paragrafında, 5760 yılının "Elul" ayının 23. gününde kulelerin yıkılacağını söylemiyor muydu? Yahudi takvimine göre bu tarih 11 Eylül 2001 tarihine denk geliyor! 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu konularda gelecekte ne olacağını kestirmek ve buna göre pozisyon alma imkanım var mıydı?

Elbette vardı. İlla da konunun uzmanı olmak gerekmiyordu. Çünkü uzun meslek hayatımda gördüğüm şey, meslek dışından insanların büyük yenilikleri getirdiği ve başarılı olduğu, meslek içindekilerin ise büyük çoğunlukla " meslek körlüğü " ile mesleğin gerçeklerini göremediğini müşahede etmiştim

 

Birçok uzmanın görüşlerini okudum. Bir yıldır takipteyim ama, henüz herhangi bir çökme durumunda elimde kalanın ne işime yarayacağına dair bir cevap bulamadım. 

Bazı uzmanların kendi konularında yaptığı hatalara bakarak, bunu normal karşılıyorum.

İşte bazı örnekler :

  • Peter Ustinov: Dünya infilak etse , duyulan son şey bir uzmanın “ Bu mümkün değil !” diyen sesi olurdu.

  • IBM başkanı Thomas J. Watson: Bilgisayarın dünyada en fazla beş adet Pazar payı var!

  • Albert Einstein: “Nükleer enerjinin elde edilebileceğine dair en ufak bir emare yok. Bunu yapabilmek için atomun istendiği anda parçalanması gerekir.”

  • Mareşal Ferdinand Foch: Uçaklar ilginç oyuncaklar ama askeri açıdan değerleri yok.

 

  • William D. Leahy ( Hiroşima ve nagazaki’den bir yıl önce) : Patlayıcılar konusunda uzman bir kişi olarak söylüyorum. Atom bombası üzerinde çalıştığımız en aptalca şey. Bu bomba asla patlamaz!

 

  • Thomas Edison: Alternatif akımla uğraşmak vakit israfından başka bir şey değil. Kimse bunu kullanmaz. Asla!

  • Charlie Chaplin: Sinema bir furyadan öte bir şey değil.

Finans dünyasının önde gelen uzmanları da Blockchain ve  Bitcoin'in geleceği için hep olumsuz görüşler beyan ediyorlar.

İşte bir örnek :

 

“Günümüzün kriptolarının herhangi birinin uzun vadede hayatta kalacağı, bunların bir kısmının evrim geçirip hayatta kalmasına rağmen, benim için olası görünmüyor. İçsel değerin eksikliğinden dolayı, hayatta kalmayan para birimleri büyük olasılıkla sıfıra ineceklerdir."

Goldman Sachs, Steve Strongin

Bir yıl önce  Bitcoin veya Cryptucurrency  dünyasından habersizdim. Bir tesadüf eseri Blockchain teknolojisini anlatan bir videoya rastladım. Önce teknolojiyi araştırmaya başladım ve daha sonra Bitcoin ve diğerleri ile tanıştım.

Şimdi, önce o videoya rastlamam ve önce teknolojiyi anlamam sayesinde daha çok yol aldığımı şimdi görüyorum.

Bu nedenle finans uzmanlarının görüşlerini pek dikkate almıyorum. Çünkü teknolojiyi anlamamış olduklarını görüyorum.

Crypoloji veya finans uzmanı olmamayı neredeyse bir şans olarak görmeye başladım.

Crypocurrency ye balıklama dalmış biri olarak, "Eğer daldığım suyun derinliği beklediğimden az ise, kafamı çarpabilirim! " ihtimaline karşılık eğer bir çökme olursa  "Elimde ne kalır ?" sorusuna cevap aramaya başladım.

Bitcoin 

 

Bitcoin şimdilik  spekülasyona karşı savunmasız ve riskli. Satoshi'nin vizyonuna aykırı bir şekilde  insanı haksız yere zengin de edebilir, iflas ta ettirebilir. Bitcoinin başka sorunları da yok değil. Madencilik tekeli, ölçeklendirilebilirliğin yetersiz kalması ve sürpriz  quantum saldırılarına karşı savunmasız olması.. Şimdiye kadar üretilmiş yaklaşık 17 milyon Bitcoin'in 12-13 milyonunun yıllardır hareketsiz olması ve bütün olayın yaklaşık 3-5 milyon Bitcoin üzerinden dönmesi biraz kafamı karıştırıyor.

 

Bitcoin'in bir değer değişim aracı olmaktan çok, altın gibi bir değer deposu özelliğinin giderek artması da mikro ödemelerde kullanılmasına bir engel oluşturuyor.

Bitcoin çekirdek ekibi Bitcoin Core'nin çok tutucu ve adeta bir din gibi Satoshi'ye bağlanmaları da doğrusu şaşkınlık verici.

Çoğunlukla “ Bitcoinin karşılığı nedir” sorusuna "işlem" diye cevap versem de bu cevabımın da yetersiz olduğunun farkındayım.

Bitcoinin aniden çökeceğini var sayarsak - bu az da olsa bir ihtimaldir-, elimde ne kalır?

İleride tekrar Bitcoinin insanlar tarafından kullanılmaya başlaması umudu. Bundan başka elimde bir şey kalacağını sanmıyorum.

Belki de  Bitcoin teknolojisine alternatif yeni ve üstün teknolojiler kullanan başka bir şey Bitcoin'in yerini alacaktır ama, acaba Bitcoinlerimi o yeni şeye çevirmeye fırsatım olacak mı?

tahtını devralması mukadderdir.

Diğer Cryptocurrency'ler

Ethereum'un yepyeni bir ekonomi yaratma potansiyelini bir yana bırakırsak, doğrusu diğerleri hakkında elle tutulur bir şey yok.

Fiat paralar

Eğer elimde Dolar, Euro veya TL gibi kağıt para veya bankadaki para varsa, benim için bunun cevabı kolay çünkü dedemin hikayesini biliyorum.

 

1915 yılında zamanın çarlık Rusyası ülkemizin Doğu Karadeniz şeridini işgal etti. Artvin, Rize, Trabzon ve kısmen Giresun 2 yıl işgal altında kaldı. O dönemde  dedem köydeki geniş toprak sahibi olarak iki yılda kazandığı çarlık Rusyasının parası olan Manatları  evin tavan arasında biriktirmişti. 1917 Ekim Devrimi ile beraber bu paraların alım gücü birden bire sıfıra düştü. Çünkü çarın itibarı bitmişti. Önceden bir kilo elma 10 manat olarak ölçülürken, bir milyar manat ile bile 1 elma alınamıyordu.

Manatların değeri  sıfıra indi. Çocuklar manatlarla oyun oynadı.

Buraya kadar saydıklarım arasında Ethereum dışında karşılığı olan bir para bulamıyorum ( Biri hariç, biraz sonra ona değineceğim)

Değerli madenler

 

Eğer Elimde altın varsa, yine altın olur. Üstelik alım gücü belli bir oranda artmış olarak. yanı altının karşılığı her zaman altındır. Bu kadar basit. 

Özet olarak, bu kadar alternatifin arasında beni tatmin eden , Ethereum'u bir yana bırakırsak, tek bir aday var: IOTA

 

 

Karşılığı olan tek para IOTAdır demiyorum, benim bulabildiğim IOTA. Hatta IOTA bir para birimi de değildir, başlı başına kendisi bir değerdir. 

IOTA'ya yatırım yapmayı henüz değerlenmemiş çok ucuz ama ileride muazzam değerlere ulaşacağı belli olan gayrimenkul yatırımına benzetiyorum.

Mesela " Manhattan'ın zamanında bir Hollandalı tarafından bir kızılderiliden 24 dolara satın alınması" efsanesi gibi.. Ya da , dedemin Mecidiyeköy İstanbul'un ücra bir köşesi iken,  orada iyi lahana yetişeceğine dair babaannemi ikna edemeyip satın almaması ve  büyük fırsatı biz torunlarının kaçırması gibi.

IOTA ne yapmayı vaadediyor:

Buzdolabı Beyazkoç , evin ihtiyacı olan 10 yumurta, 2 kg süt ve 5 adet elmayı marketteki bilgisayara sipariş eder. İlave olarak  siparişin dron ile getirilmesini ister. Market bu siparişi dron ile gönderir ve siparişi değeri dron dahil IOTA olarak ölçülür.  

Otomobil Karaşimşek  park yeri ararken, Tangle vasıtası ile  otoparkın bilgisayarı ile anlaşır, Karaşimşek  otopark bedelini  ve eğer onu yıkadılarsa, yıkama bedelini IOTA ile öder. çünkü Karaşimşeğin yeteri kadar IOTAsı daha üretilirken içine konmuştur.

Karaşimşek  caddelerde, sokaklarda veya otoyolda ilerlerken, eğer sürücüsü oto pilot ile yolculuk yapmak istiyorsa, karaşimşek yol üzerinde bulunan sensörlerle iletişim kurarak yoluna emniyetli bir şekilde devam ederken, eğer ileride bir trafik kazası varsa, o konuda bilgi alır, eğer güzergah üzerinde kar yağışı varsa gerekli tedbirleri alır. Bunlar için OTA öder.Eğer bu arada yağmur yağarsa, Karaşimşek o koordinatta yağmur yağdığını BİGDATA daki ilgili noktaya göndererek biraz IOTA kazanır. 

IOTA ile yapılabilecek en basit örnekleri  verdim. Oysa yapılabilecekler insanın hayal gücünü zorlayacak kadar çeşitlidir.

 

IOTA ,talebi karşılayan üretimi ölçer.

 

Satoshi’nin vizyonunun burada gerçekleştiğini görebiliriz.

 

Peki, eğer bir gün IOTA nın itibarı kaybolursa, elimde ne kalır?

IOTA talep varsa değer ölçümü yaptığı için, elimde yine IOTA vardır. Eğer gelecekte talep olacağına inanıyorsan gözüm gibi saklarım.

Yani İOTA’nın karşılığı vardır. Tıpkı altın gibi. Altının değeri en fazla madenin değerine kadar düşebilir. Daha fazla değil.

Dünya yeni ekonomik düzene ve bilgi seviyesine yükseliyor. IOTA aslında bir kripto para değil. INDUSTRY 4.0 için bir yakıt.

 

 

 

 

 

 

Anahtar kelimeler: IoT,  IOTA, Tangle, Trinary (Ternary ), Ternary, JINN processors, Skalable, Qubic, Quantum Computing, Distributed Acyclic Graph (DAG), oracles,