|
| |
Aydan Balamir
Doç.Dr., ODTÜ Mimarlık Bölümü,
Yayın Komitesi Üyesi
ODTÜ Mimarlık Bölümü 3. sınıf
öğrencilerinin proje çalışması için bu yıl Amasya kentini seçtik.(1)
Daha önce 1997 ve 1998 yıllarında yine aynı yıl proje çalışması için
Amasya’ya gitmiş, ve kentin ‘tarihi çevre içinde yeni yapılaşma’
konusu için ideal konumdaki ortamlarını değerlendirmiştik.(2)
Amasya’nın okunaklı kent yapısı, anıtsal yapıları ve özgün konut
dokusunun, mimarlık lisans eğitiminde tarihi çevreye odaklanan
stüdyo programları için sağladığı eşsiz laboratuardan bu yıl bir kez
daha yararlanmak istedik, ve 3-7 Mart tarihleri arasında bir
inceleme gezisi planladık.
Proje konusuna yönelik arazi çalışmasına kentin anıt yapıları
incelenerek başlandı. Gezi güzergahı kentin batı ucundan başlayarak
sırasıyla Gökmedrese Camisi, Torumtay Türbesi, Yörgüç Paşa Camisi,
Mesut Bey Türbesi ve kentin merkezinde Külliye. Sonra Burmalı Minare
Camisi’nden doğuya doğru Gümüşlü Camisi, Bimarhane, Mustafa Bey
Hamamı ve Mehmet Paşa Camisi; sonrası Kumacık Hamamı ve Bayazıt Paşa
Camisi...
Büyükağa Medresesi ile noktalanacak güzergahın bir öncesi olan
muhteşem Bayazıt Paşa Camisi’ne yaklaştığımızda, caminin önünde ve
bahçesinde moloz yığınları dikkatimizi çekiyor. Bir tamirat olsa
gerek; eski eserlerin başına sık gelen, Koruma Kurulu
terminolojisiyle “basit onarım” grubuna giren bir çalışma olmalı.
Resimleri hava kararmadan çekme telaşıyla, molozu kadraj dışında
bırakan çekimlere hemen girişiyor, ve binaya yaklaşıyoruz. Bir
bölümünde iskele kurulu olan son cemaat mahallinde bir duraksama...
Alah Allah, revağın kubbe ve kemer iç yüzeyleri yer yer kazınıp
tuğlası ortaya çıkmış; revak iç cephesindeki duvarın da sıvası
soyulmuş. Yoksa “esaslı onarım” grubu bir müdahale mi?
Sorunun yanıtını birazdan öğreneceğimiz için şanslıyız; stüdyomuzun
eğitim kadrosunda, Amasya’nın bağlı olduğu Samsun Koruma Kurulu’nun
üyesi bir arkadaşımız da var. O gelene kadar etrafa bakınmayı
sürdürüyoruz. Esaslı onarımdaki bir binanın önünde bir bilgi
tabelası olmamasından biraz canım sıkılmış olarak, moloz yığınına
yaklaşıyorum. Kazınmış sıva artıkları ve taş kırıklarına eğilip
birkaç parçayı elime alınca, bunların tarihi yapıdan geri kalan
bezemeler olduğu anlaşılıyor: taş, sıva ve alçı rölyef parçaları...
Koruma Kurulu’ndan arkadaşımız geliyor bu arada, ve Kurul
Müdürlüğü’nden telefonla bilgi istiyor. Gelecek bilgiyi beklerken,
yapının bekçisi ile taşeronu olduğunu anladığımız iki kişi
beliriyor, ve hep birlikte caminin içine giriyoruz.
Caminin içi tamamen iskele kurulu, hemen hiç sıvalı yüzey kalmamış.
Bina baştan aşağı yenilenecek! Doğu kanattaki zaviyede yenileme
başlamış; bir duvar boydan boya, taze takılmış alçı nişlerle bezeli.
Bize ‘onarım’ konusunda bilgi vermeye çalışan ilgiliye ağlamaklı
soruyorum: Onarımdan sorumlu restorasyon uzmanları kimdir, özgün
duvarın rölöveleri nasıldı, çizimler nerde, vs... Onarımın
Vakıflar’a ait olduğunu anlıyoruz; otomatik bir fotoğraf makinesiyle
çekilmiş soluk fotoğraflar var ortada, bir de yerlerini bulmayı
bekleyen alçı bezeme ve ince yapı elemanları. Açıklama sürüyor:
“Buradaki süslemeler düzgün değildi, biz hatalarını giderdik,
standart hale getirdik.”
Aman tanrım, siz ne diyorsunuz? Bu bir erken 15. yüzyıl yapısı, ve
bu ‘kartonpiyer’ eklentilerle 3-5 yıldızlı otellere benzemekte! Bu
nasıl bir onarım? Yepyeni, dün bitmiş gibi mi olmalı Sultan Çelebi
Mehmet zamanından kalma bir yapı? Yangınlara, sellere direnerek
geldi bugünlere, restorasyona mı yenik düşecekti? ...
“Türkiye’de bir binanın başına gelebilecek en kötü şey
restorasyondur, biliyorum” diyor onarımı yapan, “ama ben görevimi
yapıyorum.”
Koruma Kurulu’ndan bilgi geliyor: 1997 yılında bir basit onarım izni
alınmış, Amasya henüz Samsun değil Ankara Kurulu’na bağlıyken.
Aradan geçen 7 yılda esaslı onarıma dönüşen niyetin yasal süreci
yakında açıklığa kavuşur. İnşaat 5 Mart tarihinde mühürlendi;
bahçedeki molozun içeri alınması, düzgün parçaların Müze’de
saklanması gibi önlemlerin talimatı yetkililerce verildi.
Gezinin son günü, 6 Mart, Amasya karlar altında. Bayazıd Paşa’ya
veda etmeye gideceğiz. Şehzadeler Kenti’ni, durmadan yağan karın
altında bir ucundan öbürüne kat edip, camiye geliyoruz. Sessizlikte
deklanşör sesleri...
8 Mart 2004
Notlar
1. Bu dönemin Arch. 302 Amasya stüdyosu: Yıldırım Yavuz, Aydan
Balamir, Fuat Gökçe, Kadri Atabaş ve Susan Habib.
2. 1997 yılı Arch. 302 grubu: Enis Kortan, Aydan Balamir, Arda
Düzgüneş, Erkin Aytaç. 1998 yılında İTÜ’den Türkan Uraz ve Meltem
Aksoy grubuyla ortak proje: Aydan Balamir ve Ercüment Erman grubu
ile Ali Cengizkan ve Şebnem Yalınay grubu.
Aydan Balamir
Doç.Dr., ODTÜ Mimarlık Bölümü,
Yayın Komitesi Üyesi
|
| |
|